BİR KADIN

9 Aralık 2010 Perşembe

         Karanlık, ıssız bir ormanda yol alıyor kadın. Geçmişle, düşsel geleceği arasında sıkışık. An’ı her an kaçıran!
        
Düşünüyor; kaç insan girmiş hayatına, kimleri arkadaş bilmiş, kimleri dost? Sevmiş, hep paylaşmış. Aşkı yaşamış karşılıksız. Zamanla aşkın halleri olduğunu öğrenmiş. Kendi payına düşen yalnızlığıymış.

Kocaman, çorak bir tarlada kır çiçekleri ve minik bir papatya yetiştirmek istemiş dost bildikleriyle. Çorak tarlanın gün gelip yemyeşil bir ormana dönüşeceğini umarak. Sınırsız, masmavi düşler okyanusunda beklentisiz kulaç atmış. Şimdi soluksuz dönüp baktığında ardına -yüreğindeki çocukla-, …

Yine de yaşamın akışında kadın. Soluksuzca kulaç atmakta bilinmezine. Akışı değiştiremez, biliyor! Suyun sürüklediği yönde, karanlık, ıssız ormanında, hazan rüzgârlarıyla savrulmuş kır çiçekleri ve kurumuş minik papatyanın ardından, çorak yağmurlarıyla yol alıyor.

Islanan yok, paramparça coğrafyalarında. Yalnızca bir damla yaş-lı- çocuğun bakışlarında…        

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
27.02.2006
Pazartesi / 21.40




BAŞLANGIÇ VE SONLAR

           Bir başlangıcı yaşayamadan sonla karşılaşmak. Öyle bir kırgınlık ki niye, kime bilmiyorsun. Kızgınlığını bile bile kabullenmezsin. Bilirsin çünkü mantığın bittiği yerde başlar öfke. Ve öfke dolu olduğun halde kabullenemezsin. Mantığının yok olduğunu görmek istemezsin. Fakat yok oluyor işte.
         
Sona gelmek... Başlangıcı hiçbir zaman göremeden, yaşamadan küçük mutlulukları ya da küçük yürek çarpıntılarını hissetmeden! Büyük aşkların ayrılık acılarını çekmek, büyük aşkları yaşamadan. Sonu yaşamak umarsızca, her sonun bir başlangıcı olduğunu düşleyerek ve her başlangıcı yaşayamadan yeni bir sonla karşılaşacağına bilerek...
           
            "Her başlangıç bir sondur,
             her son da bir başlangıç."
         
 Başlarken son bulması, sona ererken de başlaması bir düş'ün... Başlarken son bulması acıdır, sona ererken de başlaması mutluluk. Ne bir başlangıç ne de bir sondur aslında acıyı ya da mutluluğu yaratan. Nedir peki insanı böylesine karalara boğan ya da bir an da dünyanın en mutlusu haline getiren? Bir son acı verecek kadar güçlü değilse, bir başlangıçta mutluluk veremiyorsa sonların veya başlangıçların önemi olmamalı o kadar! Önemli olan tek şey; insanların bir başlangıca veya sona karşı gösterdikleri direnişleridir. Gerektiğinde kendilerine karşı gösterdikleri direniş. Ama asla yüreklerine karşı değil. Çünkü yürek tek dost pusulamızdır.
         
Bir son ve sonun başlangıcı. Bir başlangıç ve başlangıcın sonu. Acı ve mutluluk iç içe. Anlaşılamıyor acıyla mutluluğun yeri. Mutlu olunması gereken zamanlarda, acıyı yaşamak yürekte. Bilmeden, bilinmezler içerisinde. Acının yaşanması gerektiği zamanlarda, kahkahalar patlatmak umarsızca, diğer kişilerin boş bakışları arasında. Bir son veya başlangıç değildir, acı ile mutluluğun yerini değiştiren. Yaşanılamayandır sadece, başlangıca bile gelinemeyen ve sona hiçbir zaman ulaşılamayacak olan... Korkulardır yalnızca korkular. Ve korkulardan yaşanamayacak olanlar kaçırır kendisinden bile insanı. Ve insan öyle bir kapatır ki kendini büyük gibi gözüken ufacık zindanlara, öyle bir kelepçeler ki incecik çıt desen kırılacak ortasından, keskin kılıçların yaramayacağını sanır. Artık daha fazla korkar, bir başlangıca doğru yol almaktan...
          
Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
      08.07.1997 / Salı

BASİT AMA İÇTEN

          Ruhumun derinliğinde sorguluyorum aşkı. Yalnızlığımı, kimsesizliğimi… İçtenlik; seninle tek gece geçirmek istediğini belirten söylemde mi yoksa sadece seni tanımak istiyorum cümlesinde mi gizli?
         
         Yıllarca ikinci tümceyi duymayı bekledim. Anlamsızca, anlamsızlığımda. Durmaksızın sorguladım; ‘‘Çok şey mi istediğim Tanrım, biraz huzur, mutluluk. Başımı usulca omzuna yaslayacağım birisi.’’ Sonra düşündüm çok şey di belki istediğim, belki de yoktu öyle biri(?) Herkes oynuyordu sonuçta bu sanal dünyada ya oyuna katılırsın ya da salt izlersin çemberin dışından… Ben, hep giden birilerinin yerine oyuna eklenen günübirlik bir figüran oldum. Kendi dehlizlerimde tek başına doruğuna da çıktım sahnenin, gün geldi yıkılan dekorların altında dibi de gördüm. Dip sonsuzmuş öğrendim.
         
       Sahi nedir içtenlik? ‘‘Senin ruhunu, yüreğini tanımadan bedenine sahip olmak istiyorum’’ söylemindeki cesaret mi? Yoksa yıllar önce yaşanmış Arnavut kaldırımlı bir yolun yürüyüş sahnesindeki dostane itiraf mı; ‘‘ Yanımda yürürken o kadar tatlıydın ki dudaklarına yapışıp öpmek istedim.’’ Ve ardından eklenen son replik; ‘‘Kötü bir düşüncem yoktu.’’ Sahi kötü düşünce nedir bu arada? ‘‘Seninle sevişmek istemedim yanlış anlama!’’ mıdır acaba? Oysa basit bir cümle ‘‘senden hoşlanıyorum, etkileniyorum, seni tanımak istiyorum; seni: ruhunu, yüreğini… ’’ diyen romantik replikleri düşledim hep… Düşlerim oyunlarda boğuldu.
         
       Sonra yanlışı düşündüm, oyunun doğrularını ve yanlışlarımı. Ben bir türlü elimdeki aynı yapbozu tamamlayamıyorum. Eksik bir şey mi var bilemiyorum. Oyuncular değişse de oyun hep aynı. Ben oyunun piyon figüranı. Ardından gördüm, yanlışı aramak yanlıştı! Herkes kendi doğrularını yaşıyor bu sanal oyunda. Coşkulu kahkahalarla devleşiyorlar bazen sahnede, alaycı bakışlarla küçümsüyorlar basit repliklerini. Oysa basit ama içten ‘‘seni tanımak istiyorum’’ tümcesinde gizliydi yüreğimin kilidi…

Nihal Küçükdönmez
09.11.2007 / Cuma - 23.35

AN’I KAÇIRIRKEN


Yaşam hep aynı döngüde devinip duruyor. Yazık ki birçoğumuz bunun farkında bile değiliz.
        
         Sıradan günlük koşturmalar, duygusal boşalımlar içerisinde kendimizin farkına bile varamıyoruz. Benliğimizi keşfetmekten yoksunuz. Varlığının farkında olmadığın şeyleri nasıl keşfedebilirsin ki? Allah’ı sorguluyoruz, yaşamı… Kendi benliğimize inmeden, varlığımızı keşfetmeden nasıl ulaşabiliriz ki Tanrı’mıza. Varlığımıza, mutlak gücümüze, ilahi adalete…

         Ana rahimlerimizin plezantalarında sıkışıp kalmış embriyolarız hepimiz. Ölümü doğum, doğumu ölüm sanan… Kurgulanmış sanal rüyalarımızda birer ölüyüz aslında! Rüyalarımızın ne kadarının farkındayız ki? Farkında mıyız varlığımızın?

         Bu döngüsel kurguda yarın akşam yeniden Niğde’ye gidiyorum. Bunca zamandan sonra, kim bilir hangi anıların tozlu raflarında kaybedeceğim benliğimi?

         Varlığımı geçmişe hapsederken, an’ı kaçıracağım her an olduğu gibi…

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
  19.12.2005 / Pazartesi

6 Aralık 2010 Pazartesi

Herkes yüreğini yanında taşır da, hiç kimse göstermez. Hepsi özünde iyi'dir ama hiç kimse dönüp de yüreğine bakmak istemez. Çünkü her biri incinmekten korkar oysa hiçbiri incitmekten incindiğini bilemez... Öz'de; bende gördüğünüz sizde olandır.

2 Aralık 2010 Perşembe

yarı deli, yarı çocuk, biraz çakır-keyifli, hüzünbaz düşlerinde sevişebilenler, aşk'la rüya görmeye devam ediyor çokça tehlikeli...

02.12.2010 Perşembe

Ayna

24 Kasım 2010 Çarşamba

kişinin aynaya bakması bir tarafıyla gerçeği örter,
ancak sana ayna tutulduğunda Öz apaçık ortaya çıkar...

22.11.2010 / Pazartesi